Temmuz 08, 2011

Kudüs'e Giden Yardım Gemisine Osmanlı Engeli / Bunları Biliyor muydunuz?


31 Mayıs 2010'da İsrail ile Türkiye arasında diplomatik ve siyasi bir krize neden olan Mavi Marmara olayı nedenleri ve sonuçlarıyla Türkiye'nin de dış siyasetini uzun yıllar etkileyecek türden bir hadisedir. Filistin'deki Müslümanlara yardım amacıyla yola çıkan Mavi Marmara gemisi, Kudüs'ün bir İran limanına dönüşmesi endişesiyle İsrailli komandolar tarafından bir operasyona tabi tutulmuş, 9 kişi yaşamını yitirmiş ve yardımı sağlayacak olan malzemelere de el konulmuştur.


Bu Mavi Marmara hadisesinden 95 yıl önce yani 1916 yılının Mayıs ayında benzer bir olay Filistin'de yardım bekleyen Yahudi halkının başına gelmiş, bu sefer yardım amacıyla giden gemiyi önleyen Osmanlı askerleri olmuş, gemi içindeki çok sayıda yardım malzemesine ve çuval dolusu bildiriye el koyulmuştur.

Kutsal topraklara iletilmesi amacıyla gönderilen içi 7 500 adet yazılı bildiri ve birçok yardım malzemesiyle dolu yardım gemisi, zor durumdaki Yahudilere gönderilmiştir. Beyrut'taki Galiçya Yahudi Cemaati'nin yardım taleplerinin yazılı olduğu bildiriler, Amerika'daki Yahudilere dağıtılması için gemiyle gönderdiler. Amaç Amerikalı Yahudilerden yardım toplayıp bu yardımı Kudüs'teki Galiçya Yahudi Cemaatine ulaştırmaktı. Yahudiler için bir kuru ekmek dileyen çuvallarla dolusu bildirinin Türkçe çevirisi aşağıdaki şekildedir:

"İsrailoğulları Kardeşlerimize,

Değerli kardeşlerimiz

Kudüs, Safed, Taberya, Halilürrahman ve bütün Filistin'de binlerce nüfusa sahip olan 'Kutsal Topraklar Büyük Galiçya Cemaati' bugün Galiçya Harbi'nden dolayı Akdeniz ortasında dehşetli dalgalara karşı hiçbir taraftan yardım almadan bütün gayret ve çabasıyla mücadele eden kazaya uğramış bir gemi gibidir. Yahudileri cemaat, din ve iffetini korumaya yönelik olan kutsal görevlerini yerine getirmek hususunda 80 yılı aşkın bir zamandan beri çalışan 'Galiçya'daki Arz-ı İsrail İ'anatı' teşkilatı bozulmuş ve artık pek az bir yardım elde edilmesi bile mümkün olamamaktadır. Bugün bütün cemaatimizin ümidi size, yani Amerika'daki aziz kardeşlerimize yönelmiştir. Bütün çocuklarımız için binlerce insan için sizden yalnız bir kuru ekmek istiyoruz.

Kıymetli kardeşler merhametinizi rica ederiz. Kendi ve başkalarından toplayacağınız yardımlarınızı olabildiğince hızlı bir şekilde 'Kudüs'teki Galiçya Cemaat-i Museviyesi'ne' göndermenizi istiyoruz. Bu cemaat sizin mutluluk, refah ve esenliğiniz için dua etmektedir.

Gönderilecek yardımları adresi: ..."

Osmanlı askerlerinin gemiye müdahele etmesiyle çuvallar dolusu yardım malzemesine ve bildiriye el konulmuştur. Osmanlı Ordusu Başkumandanlığı bu yardım bildirisini Osmanlıca'ya çevirdikten sonra Dışişleri Bakanlığına yani Hariciye Nezareti'ne ulaştırmışlardır. Aynı bildiri günümüzde İstanbul'daki Osmanlı arşivlerinde tutulmaktadır.
__________________________________________________
"Kudüs'e Yardımı Osmanlı Engelledi", TEZÇAKAR, Behice, Atlas Tarih / Osmanlı Arşivinden, Şubat 2010, sayfa 74-77.

Sami Mert EĞİLMEZER
Tarih Kronikleri
samiegilmezer@gmail.com
twitter.com/mertegilmezer
facebook.com/sami.egilmezer

2 yorum:

Adsız dedi ki...

O zamanda 9 tane yahudiyi Osmanlılar öldürmüşmü ?
21. yüzyılda adamlar gözlerini kırpmadan tüm dünyaya bakarak cinayet işliyor sizde kalkmış Osmanlılarda bunu yapmıştı diyorsunuz. Ayıptır yahu az biraz utanın . Böyle ulu orta cinayet savunuculuğu yapacaksanız bari Osmanlıyı örnek göstermeyin ....

Sami Mert Egilmezer dedi ki...

Eleştirilerinize teşekkür etmekle birlikte ortaya attığınız “itham” ve hipotezlere cevap vereyim,

Öncelikle, 8 Temmuz 2011’de aktardığım bu yazı Behice Tezçakar tarafından kaleme alınan “Kudüs’e Yardımı Osmanlı Engelledi” adlı Atlas Tarih Dergisinde yayımlanan Şubat 2010 tarihli yazıdan alıntıdır. Bu 1.

“21.yüzyılda adamlar gözlerini kırpmadan tüm dünyaya bakarak cinayet işliyor” diyerek, sol gelenekten gelen ve anti-nasyonalist Yahudilerin de İsrail politikalarına muhalif olduğu, yüksek ses çıkarttıkları, çeşitli eylemler düzenledikleri ve İsrail politikalarını hümanizm açısından kabul edemediklerini açıkladıkları halde, İsrail politikaları ile Yahudi halkını birbirinden ayıramayarak anti-semitik bir söylemle bir halkı “ katil” ilan ediyorsunuz. Filistin halkını hep birlikte savunmaya çalışırken Yahudi halkının da tümünü İsrail politikalarından sorumlu tutarak “katil” ilan etmek suretiyle ırkçı bir yaklaşımın pençesine düşülüyor. Aynen 11 Eylül saldırılarının bütün Müslümanlara ve bazı Hamas eylemlerinin tüm Filistin halkına mal edilmesi şeklinde oluşan mantık hatası gibi. Bu 2.

“Cinayet savunuculuğu” gibi bir ithama sadece gülmekle birlikte hiçbir siyasi ve dini gelenek içinden gelmeyen biri olarak akademik ve sosyal çevremde de bağımsız bir hümanist ve liberal biri olduğum zaten açıktır. Bu arada ifade özgürlüğünün bu kadar yolunarak kuşa döndürüldüğü son günlerde isteyen her fikri öne sürüp savunabilir de, herkes de linç kampanyası düzenleyip “nefret söylemi” oluşturmadığı sürece eleştirmeli ve tahammül göstermelidir. Bu 3.

Osmanlılardan neden örnek verilemiyor onu anlayamamakla birlikte neyse ki son yıllarda entelektüel çevrelerde, “millet-i mahkume” ve “millet-i hâkime” anlayışının yer aldığı Osmanlı sistemini yıllar yılı “hoşgörü” timsali olarak gösteren devlet propagandasını boşa çıkartan akademik makale, araştırma ve kitaplar mevcuttur. Osmanlı sistemi sadece geçici toplumsal barışı sağlayan, çağının 18.yüzyıla kadar insan hakları açısından en iyi sistemi iddiasını taşısa da neticede hem padişahın “ilahi hak” fiksiyonu üzerine dayandırarak ve iktidarını tanrısal ve dinsel meşruluk temeline koymak suretiyle sürdürdüğü mutlak bir teokratik sistemdi hem de yukarıda belirttiğim anlayış üzerine kurulan “millet-i hâkime” düşüncesine dayanan “egemen sınıf” ile yönetiliyordu. Aynı sistem bir etnik kimliğe yüklenerek Kemalist anlayışla birlikte günümüze kadar devam etti. Yeterli akademik kaynak, çalışma ortamı ve Osmanlı arşiv belgesi mevcuttur.

Dolayısıyla “Osmanlıda bunu yapmıştı diyorsunuz… Osmanlı’yı örnek göstermeyin bari” şeklindeki ifadelerin altında “Osmanlı zamanında bu tip öldürme olaylarına rastlanmaz” ve “hoşgörü imparatorluğu” gibi kesin yargı içeren iyi niyetli duygusal bir yaklaşım olduğunu hissederek bu anlayışın tarih gerçekleriyle ve tarihin iç mantığı ile de uyuşmayacağı gibi bu tez, “Osmanlı devrinde önemli ölçüde katledilen Alevileri, Bektaşileri vb. gibi çeşitli dini inanış, mezhep ve gruplarını bu “hoşgörü” imparatorluğunda nereye koyuyorsunuz?” şeklindeki soruyu hak eder. Bu 4.

Soru ve fikir paylaşımı için teşekkürler. İyi çalışmalar.